Her yeni sezon başladığında takımın en ufakları bıcır bıcır gezmeye başlayınca aynı şeyi sorguluyorum. Bu onlarca minik sonra nereye kayboluyor?

Bizimkiler yüzmeye başladığında; diğer velilerle, kulvarda kim kimdir oynadığımız (o zaman ayda bir gün seyredebiliyorduk) zamanlar dün gibi aklımda. Bazen 3 kulvarda 30 kişi yüzdüler. 7 yıl içinde bu sezon itibarı ile kala kala 5 erkek yüzücü kaldılar. Ve ben yine sorguluyorum.

NEDEN GERİYE BİR AVUÇ YÜZÜCÜ KALIYOR?

1 HELİKOPTER EBEVEYNLER

“Bizim çocukluğumuzda” deyip yaşlı hissettirmek istemiyorum hiçbirinizi ama, çok eleştirdiğimiz ebeveynlerimiz bizleri sokağa salıp dizlerimizin kanamasına izin vererek aslında doğrusunu yapıyorlarmış. Hayat tecrübelerimizin çoğu yara alarak, düşüp kalkarak edindiklerimizden oluşuyor, ama biz ebeveyn olunca “çocuğumuz bu zorluklarla mücadele etmesin” gibi hastalıklı bir düşünceye takılıp kalabiliyor ve onlara en büyük kötülüğü yapıyoruz. Maalesef sporun doğası buna uygun değil. Helikopter ebeveynleri olan çocuklar önlerinden zorlukların kaldırılmadığını görünce çabucak pes edip yüzmeyi bırakıyorlar.

Helikopter Ebeveynlik Bir Jenerasyonu Nasıl Mahvediyor?

2 MADDİ ZORLUKLAR

Yüzme dahil her sporun her çocuk için ulaşılabilir ve ücretsiz olduğu bir memleket hayal ediyorum… Öylesine bedava olsun ki; kulüpler dolsun taşsın, her yıl yüzlerce değil binlerce çocuk yüzmeye başlasın, işte o zaman, o kadar çocuğun arasından bir Michael Phelps çıkabilsin, o çocuklar hayatlarını kurabilmek için yüzmeyi bir çıkış noktası olarak görebilsin.

Büyük şehirlerde yaşayan ve bir avuç kulüpte yüzen sayılı çocuk hem bu imkanlara sahip oldukları için şanslı, hem de hayatta farklı seçenekleri olabildiğinden yüzme kariyerleri açısından şanssızlar. Onlara sunduğumuz maddi imkanlar yüzmeyi hayatlarının odak noktası yapmaktan çıkarırken, bu imkanı sunamayan ebeveynler için ise bu; maalesef ki çocuklarını yüzmede tutamama nedeni oluyor. Kulüp aidatları, yol ve beslenme masrafları, mayo-malzeme-kamp giderleri benim diyen orta sınıf ailelerinin bile belini bükecek boyutlara ulaşıyor. Performans yaşlarında bunların üzerine eklenen özel masrafları hesaba katmıyorum bile. İnsanın tüm bunları düşününce “Neden Küba’da yaşamıyoruz?” diyesi geliyor!

(Not: Maddi zorluklar içerisinde yüzmeye çalışan çocuklar için SwimTurk ile yürüttüğümüz yardım kampanyalarını lütfen dikkatle takip edip el vermeye çalışın. Sizin çocuğunuzun masrafları yanında esamesi okunmayacak kadar ufak bir katkı, imkanları olmayan bir çocuğa hayat yolu çizebilir)

3 ZAMANSIZLIK

zaman1Güne sabah 6:30 da başlayan yüzücü öğrenci; kahvaltı, hazırlık ve yol ile 2 saatini harcayıp 08:30 da ders başı yapar. 16:00 civarında okuldan çıkıp, yine yol ve yemeğe 1 saat kadar ayırıp 18:00 da kara antrenmanına girer. Bunu 19:00 su çalışması takip eder. 20:30/21:00 gibi antrenmandan çıkıp en az 30 dakikayı eve varmak için yine yolda geçirip, duş, çanta boşaltma vs. için bir yarım saat daha harcar ve saat olur 22:00. Bir yüzücünün (özellikle çocuk ve ergen olanların) en az 8 saat uyuması gerekir dersek ona kalır sadece 30 dakika.

Şimdi bu çocuk kalan yarım saatte arkadaşları ile mi sosyalleşsin, anlayışsız ve desteksiz eğitim öğretim kurumunun verdiği dağ gibi ödevleri mi bitirsin? Arkadaş sosyalleşme işini takım arkadaşları ile organize etmek elinizde, yatıya çağırır veya iki antrenman arası onları sinemaya-yemeğe götürebilirsiniz. Ödev işi biraz daha programlı ilerlemesi gereken bir kavram. Her toplantıda öğretmenlerine çocuğunuzun günlük programını hatırlatıp gerekirse ek süre vermek konusunda iş birliğine ihtiyacı olduğunu hatırlatmak faydalı oluyor.

Bu süreci idare edemeyen çocuklar arkadaşlarını bahane edip (ergenlikte her şeyden önce gelir), ödevleri yetiştiremedikleri konusunda sızlanıp maalesef yüzmeyi bırakıyorlar. Çözüm; her dakikası programlanmış bir hayat!

4 BASKICI EBEVEYNLER

Tamam çok emek sarf ediyoruz! Tamam olanaklarımızın neredeyse tamamını onlara sunuyoruz! Ama yüzen biz değiliz! Soyunma odasında çocuğunu birinci olmadı diye tartaklayan mı istersiniz, her gün yatmadan önce ünlü yüzücülerin videosunu seyrettiren mi? (hepsi bıraktı) Siz belki benden daha fazlasına da şahit olmuşsunuzdur. Kısa vadede bu örneklemeler anlık başarı getiriyor olsa da uzun vadede bu baskı çocukların omuzuna taşıyamayacakları bir yük bindiriyor. Bunun üzerine bir de  yanlış kulüpte veya antrenörde iseniz; yüzmeye sadece başarı odaklı bakıyor, çocuk sizin hayalinizdeki başarı etiketine ulaşamazsa daha fazla baskı kuruyorsunuz. Oysa bu bir süreç.

Sakin olun yahu! Varsın dereceye giremesin, ama derecesini geliştirdiği için mutlu olsun. Sadece yüzmeyi sevdiği için yüzsün, siz de nefret ettirmeyin yeter. O zaman başarı kaçınılmaz olarak zaten gelir! Ha bir de bir ebeveynin kaçınması gereken 9 kusurlu hareketten biri olan kıyaslamayı asla yapmayın!

Hadi biraz empati yapın. Bir yetişkin sizi devamlı bir arkadaşınızla kıyaslasa ne hissedersiniz? Arkadaşınızdan mı, işinizden mi, kıyaslamayı yapandan mı nefret edersiniz? Sonuçta zarar gören kim olur?

Ben bu konuda hiç mütevazi olamayacağım. İkiz ve aynı cins yüzücü yetiştiren bir anne olarak asla çocuklarımı ne birbirleri ile ne de başkası ile kıyaslamadım. Şimdi emeklerimin meyvesini topluyorum, ikisi de kendi çizdikleri yolda mutlu ve başarılı bir şekilde ilerlerken, onların kardeşlik duygusu ile hareket ettiklerini görerek arkama yaslanmış keyifle yarışlarını seyrediyorum her seferinde.

5 ANTRENÖR/KULÜP DEĞİŞİKLİĞİ

Yıllardır aynı antrenörle çalışmış olabilirler yada her yıl bir antrenör değiştirmiş de. Performans yaşına kadar sayısız kulüp gezmiş de olabilirler, yüzmeye başladıkları yerden master yüzücü olarak ayrılmış da. Herkes için bir tek doğru yok. Tartışılamayacak olan tek şey bu tip değişikliklerin çok iyi düşünülüp taşınılması, gidilecek yerle ilgili iyi araştırma yapılması, yüzücünün olmak istediği yer hakkında mutlaka fikrinin alınması gerektiğidir. Sevmediği yerde duramayacağı gibi, fayda göremeyeceği antrenörle çalışmasının da bir anlamı yoktur. Başarıya erişmek isterken önceki performansının çok gerisinde kalan veya aşırı zorlanan bir çok küçük yüzücü yanlış atılan adımlar nedeni ile yüzmeyi bırakıyor. Yol haritasını çizmek konusunda görev biz ebeveynlere düşüyor. Tabii ki kulüp/ antrenör/ altyapı sorumlusu gibi konunun ehillerinden yardım alarak. Değişiklik kaçınılmazsa belirli bir deneme süresinde anlaşılıp, yüzücünün yeni alanında ne hissettiğini görmesinin sağlanması ileride oluşabilecek geri dönüşsüz hataların önüne geçebilir.

6 ZORBALIK

(Zorba: Gücüne güvenerek başkalarının hakkını alan)

(Zorbalık:Zorba olma durumu)

zorbalıkSiz çocuğunuza iyiyi, doğruyu, hak yememeyi öğretirken, bir yandan kimi çocuklar güçlü olmanın getirdiği sorumluluk duygusunu taşımadan yetiştiriliyor. Bu güç kimi zaman fiziksel kimi zaman durumsal olabiliyor. Karakterin temel taşlarının inşa edildiği ilk çocukluk çağlarında gereken verilmediği taktirde; takım içerisindeki başarısını diğer çocukları duygusal olarak ezmeye çalışan sporcular çıkıyor ortaya.

İşin acı tarafı bazen bu çocuklara “takım başarısı” kılıfı altında göz yumulması, hatta kimi zaman bu zorbalığı direkt antrenörün yapması da mümkün sistemsiz sistemimizde. Biraz hassas ve adalet duygusu yüksek bir çocuğunuz varsa zorbalık ile mücadele etmek konusunda yardımınıza ihtiyaç duyması kesin bir durum olarak karşınıza çıkıyor. Zorbalığa en güzel karşılık; ezilen tarafın birlik olması ve beraber hareket etmesidir.

7 YENİLEN HAKLAR-EŞİTSİZLİK

Hepiniz duyarsınız; takım toplantısı yapılır, antrenörün ilk söylediği şeylerden biri “takım çalışması dışında dışarıdan özel ders alınmayacak”…Peki der ona göre programlanırsınız. Sonra bir duyarsınız ki bir çok yüzücü velisi çocuğuna özel ders aldırıyordur. Cezası? Yok!

Tatil şu süreler arasındadır gelmeyen ceza alır denir, siz 3 gün tatil yapıp geri dönersiniz, bir bakarsınız ki 3-4 çocuk ortada yok, bir ay sonra teşrif ederler. Ceza mı? Unutuldu gitti.

Her yıl kriter uygulanır, takım paramparça edilir, açıklama istersiniz “Şu kriterden dolayı sizin çocuğunuz artık X takımında çalışacak” denir. Çocuğunuz için daha iyi olacağını düşünüp kabul edersiniz. Aradan bir süre geçer bir bakmışsınız ki aynı kriterdeki başka bir çocuk anne babasının kulis çalışmaları ile yerinde kalmıştır.

İlerleyen yaşlarda daha uç örnekler de görür duyarsınız. Çocuğunuzun rekor belgesi verilmez, kamera görüntüsüne rağmen haksız diskalifiye edilir-itirazınız kabul bile edilmez, hak ettiği halde uluslararası yarışlara o değil başkası götürülür, yarış öncesinde söz verilen haklar yarış sonrasında unutulur gider…

Yüzme gibi zaten özü zor bir sporla uğraşırken bir yandan da çocuğunuzun yenilen haklarının peşine düşer, ona açıklama yapmaya ve motive etmeye çabalarsınız. Bazen yüzücü bazen veli bir noktada daha fazla mücadele edemez ve bırakır. Üst akıllar da bu küçücük şeylerin ne denli büyük ve yıkıcı bir dalgası olduğunu fark etmez, Dünya Şampiyonası ve ya Olimpiyatlarda şapkalarını önlerine alıp “Neden olmuyor?” diye kara kara düşünürler ya da en acısı düşünmez ve üç beş sporcu transfer ederler.

Hayat eski Türk filmlerindeki gibi olsa ve haklı her zaman kazansa keşke diyorum, ama değiliz maalesef!

Bu yazıyı yazmamdaki sebep nedir merak edebilirsiniz.

Şudur; hayat toz pembe değil, spor doğası gereği mücadele ve zorluk içeren bir kavram olsa da, üzerine eklenen bir çok ağır yükle tek başına mücadele edilemez bir noktaya varıyor. Yüzücü velisi olarak keşke bizlere sadece servis şoförlüğü ve aşçılık kalsa, ama ülkemiz gerçekliğinde maalesef bu da mümkün değil. İstemediğimiz bir çok şeyle aile içerisinde ve dışında çocuğumuz ile beraber mücadele etmek zorunda kalıyoruz. Amacım biraz gözünüzü açık tutmak ve her şeye-hepsine inat doğru çocukları yüzmeye devam ettirmek!

Berna Çetin Kavili

Yüzücü Annesi©

 

Reklamlar