Sizlerden bir çok eleştiri alıyorum, her şey güllük gülistanlık değil, neden olumsuzlukları yazmıyorsunuz diye? Onların da sırası gelecek. Hepsini anlatacağım.

Yapı itibarı ile ben; olumsuzluklardan bile güzellikler çıkabileceğine inanırım. Belki de atalarımdan biri Polyanna’dır kim bilir. Şimdi sizlerle paylaşacağım örnek de tam olarak bunu ispatlıyor.

Büyük bir kulüpte, büyük şehirde olmak kısmen sporcu için avantaj olsa da çoğu zaman bu çocukların zararına işleyen bir durum. Kulüplerin çok yüksek beklentilerini gerek yaş aralığı gerek mental olgunluk nedeni ile karşılayamayan çocukların bir anda gözden çıkartılması bunların en başında geliyor.

Çocuklarım 7 yaşında yüzmeye başladıklarında oldukça kalabalık bir takıma girdiler. 2002 verimli bir yılmış sanırım. Dönem dönem 25-30 çocuk 2-3 kulvarda tek antrenörle çalıştıkları oldu. Zamanla bu sayı birer ikişer eksildi. Bu yıl ise kulübün elinde “çalıştırmak istediği” bir avuç çocuk kaldı. Bu seleksiyon velilerin, çocukların ve ya kulübün isteği ile oldu. Kimi kendiliğinden bıraktı, kimileri “bıraktırıldı”!

Bırakanlar arasında bazıları var ki; geçen hafta eski takım arkadaşları olarak hepimizi gururlandırdılar. Bu grup 2-3 yıllık süreç içerisinde kulübün yüksek kriterlerine yetişemeyen ama yüzmeden de kopmak istemeyen sporcu çocuklar grubuydu. Ne mi yaptılar?

SU TOPUNA BAŞLADILAR!

Yüzmenin bittiği yerde su topu başladı.İki yıllık yoğun antrenman sürecinden sonra da U15 Türkiye Şampiyonu olarak milli olmaya hak kazandılar.

Su topuna başladıklarında çocuklar fark ettiler ki; aslında takım sporuna ruhları daha yatkınmış, fark ettiler ki hızlı olamasalar da güçlülermiş, fark ettiler ki onlara yapıştırılan başarısız etiketine rağmen başarılı olabilirlermiş, fark ettiler ki kulüp yol göstermese bile kendi yollarını çizebilirler ve onlara yol gösterebilir ebeveynlere sahip olabilirlermiş, fark ettiler ki başarı ve mutluluk tek bir yerde bulunmuyormuş.

Yüzme; tüm sporcu ve antrenörlerin de bu fikri destekleyeceği gibi temel bir spor. Yüzme ve jimnastik ile başlayan çocuklar belli bir yaştan sonra hemen hemen istedikleri her spora geçiş yapabiliyorlar. Geçiş yapmak istedikleri spora bedensel potansiyelleri kadar ilgileri de etken oluyor. Bir kaç yıl yüzen çocuğu hemen hemen tüm diğer branş antrenörleri havada kapıyor. Örneklerden biri de benim oğlum.

Okulunda 6.sınıfta yan branş olarak seçtiği okçuluğun ikinci gününde antrenörü haber yollamış ve yarışlara sokmak istediğini, milli olabileceğini söylemişti. Biz devam etmedik ayrı mesele…( Ok isteyen var mı? 😛 )

Basketbol, su topu, kürek, okçuluk, yelken ve hatta binicilik benim şahsen şahit olduğum başarılı geçişler. Sizler ile başarısını paylaştığım ekip ise başlı başına pozitif bir örnek.

DORUK OZAR, HASAN EMRE MOĞULTAY, EMRE BAŞER ve ÖMER FARUK İPEK elimizde büyüyen, anneleri ile sayısız anımız olan, hepsini ayrı ayrı sevdiğim bir ekip. Yüzücü Anneleri bağı hiç kopmadı, yollarımız ayrılsa da kalplerimiz bir kaldı.

sutopu1
Eski Yüzücü Anneleri Artık Su Topu Anneleri

Onlar şimdi ASSK Sporcusu olarak göğsümüzü kabartmaya devam ediyor.

Yakın zamanda öğrendim ki iki sporcumuzu daha yanlarına almışlar. Ne iyi olmuş. Çocukluklarının ilk yıllarından beri aynı havuzda yan yana yüzen sporcuların artık aralarında kulvar olmadan başarıdan başarıya koşacağına ve golleri birer birer saydırıp milli olacaklarına eminim.

Buradan adını bilmediğim diğer takım arkadaşları ve antrenörleri Avi Yensarfati’yi canı gönülden tebrik ediyor, Su Topunda tuttuğum takımın artık resmi olarak ASSK olduğunu ilan ediyorum!

sutopu2
2016 Sezonu U15 Şampiyonu ASSK Sporcuları

Yüzücü Annesi

Berna Çetin Kavili ©

Reklamlar