Başlıktaki ironiye takılmayın, bu haftaki yazı konum bambaşka bir şeydi. Kafamda taslak da tastamamdı, lakin 4 gün süren eziyetten sonra İstanbul’da çocukların ne kadar harika ortamlarda çalıştıklarını sizlere anlatmak bana daha elzem geldi.

Facebook sayfamı takip edenler son paylaştığım iki resme iyi baksın, çünkü bu resimler “biziz”!

  • Biz; antrenmana gitmek için günde en az 1 saatimizi trafikte heba ederiz.
  • Biz akşam antrenmanımız bitince saat 22:00 de ancak evde oluruz.
  • Biz hedefi çok yüksek İstanbul takımlarında 10 yaşından itibaren her yıl yüksek kriterlere tabi tutulur, tutturamazsak takım dışı kalırız.
  • Biz yarışlarda tribünlerde çocuklarımızı oturtabilmek için gerekirse kavga ederiz, çünkü çok kalabalıktır ve bazı veliler kendi popolarının ya da çocuklarının çantalarının diğer sporculardan daha önemli olduğunu düşünür.
  • Biz teşvik ve baraj yarışları için, alaturka tuvaletleri ve sıfır hijyeni olan, pek de ehil ellerde işletilmeyen, dağ başındaki ilçe belediye havuzlarına gideriz.
  • Biz bu havuzların bazılarında; havuz kenarından tekrar tribüne çıkmak için yaz-kış ıslak mayo ile binanın dışından dolanırız.
  • Biz bu havuzlarda çoooooook mecbur kalmadıkça tuvalete gitmeyiz, çünkü tuvaletler yüzlerce kişi tarafından kullanılmasına rağmen pek temizlenmez, musluklar paslı(nasıl olabilir?), sabun imkansız, tuvalet kağıdı ise hayaldir.
  • Soyunma odalarının kapıları asla kapanmaz.
  • Hastalanmadan yarış tamamlanmaz.
  • Daktroniklerimiz asla çalışmaz.
  • Havuzlarımızda oksijen seviyemiz sauna kıvamındadır.
  • Dinlenebilmek için 1000 kişinin arasında, kantin ve kapı önlerinde matlarda balık istifi gibi uzanırız.

 

  • TOHM merkezimizin duvarlarından ve tavanından her zaman su damlar, kışın yerlerinden çamur eksik olmaz.
  • Senede 2 kere gördüğümüz bu havuzdaki yarış bittiğinde kendi evimize ulaşmamız 3 saat sürebilir.
  • Teşvik yaşları dahil tahmini 3-5000 sporcunun bulunduğu metropolümüzde; yarışlara açılmış sadece 1 adet kapalı 1 adet açık olimpik (50 mt) havuzumuz vardır ve Anadolu yakasında daha fazla sporcu ve kulüp olmasına rağmen ikisi de Avrupa yakasındadır, biz kulüp sporcusu olarak bu havuzları sadece Türkiye Şampiyonalarında görebiliriz.
  • Biz bu havuzları diğer su sporları ile paylaşırız (Senkronize ve Su Topu gibi)
  • Havuzlarımızın genelinde elektrik prizleri pek çalışmaz ve yüzücülerimiz ıslak saçlarla yarışlardan ayrılırlar.
  • Ve de çok kalabalık olduğumuzdan, diğer illerde 2 gün süren yarışlar bizde 4 gün sürer ve okullarımızdan 2 gün geri kalırız.( Hem de TEOG senemizde)

Ben bu işlerin uzmanı değilim, sadece 6 yıldır gözlem yapar insanlarla konuşurum. Çok yazık ki konuştuğum ve çoğu benden tecrübeli insanlar bu şartların 10-20 yıldır pek de değişmediğinden dem vurur.

Havuz ve yarış alanında, soyunma odalarında neler olduğunu da bir veli olarak bilemem, lakin samimiyetime inanan antrenörlerin bizden daha fazla “bir dokun bin ah işit” olduğunu söyleyebilirim.

6 yıldır Türkiye’nin her havuzunu görmesem de, farklı şehirlerde benim ve çocuklarımın tecrübe ettiğimiz her havuzun bizimkilerden kat kat temiz, yeni ve düzenli  olduğuna şahitlik edebilirim. Bu konuda Gaziantep ve Trabzon havuzlarını kıskandığımı da itiraf ederim.

Sonuç olarak;

Sevgili ve saygıdeğer İl Temsilcimiz, Federasyon Başkanımız ve Başkan Vekilimize çocuklarının sağlığını düşünen bir anne olarak buradan seslenmek istiyorum; kısıtlı olanaklarla elinizden gelenin en iyisini yaptığınıza can-ı gönülden inanıyorum, çalışmalarınızı gerçekten taktir ediyor ve teşekkürlerimi sunuyorum, lakin maalesef bu yetmiyor!

Yetiştirilmesini kulüplere ve velilere bıraktığınız (kulüplerle ilişkilerinizi doğal olarak ben bilemem) İstanbul sporcuları; en azından yarış alanlarında biraz hijyeni, düzeni ve ferah bir ortamı hak ediyorlar diye düşünüyor, gerekirse bu konuda da bir veli olarak sonuna kadar yanınızda olacağımızı buradan ilan ediyorum.

Berna Çetin Kavili

Yüzücü Annesi

 

Reklamlar